Babam ve Oğlum…

İskender Irmak

Bu günkü yazının başlığını gördüğünüzde muhtemelen filmi ne kadar geç izlediğimi ve buna bağlı olarak bende yarattığı izlenimleri paylaşacağımı düşündünüz.

Şartlanma refleksinden midir nedir bilmiyorum, filmi ağlamadan bitiren kimse olmamış, hatta tanıdığım ve taş kalpli olduklarına inandığım bir kaç kişi var, onlar bile gözyaşlarına kıyabildilerse bana selpak firmasının sponsor olması gerekecek.

Yönetmen ve oyuncuları hakkında bu filmde ne yaptıklarına şahit olmadan zaten harika şeyler söyleyebilirim. Belki yaptıkları çalışmaları bağıra bağıra anlatmıyorlar ama geçtikleri yerde iz bırakıyorlar, hem de bağıranlarınkinden daha etkili ve silinmeyen izler. Onları henüz izlemeden kutluyorum, ayrıca sadece bu film için değil bütün yaptıkları, imza attıkları, varlıkları için kutluyorum.

Çağan Irmak’la hiç tanışmadım ama bir röportajını okumuştum. Uzun ve detaylı bir röportajdı, aklımda kalansa o iki sayfaya yakın röportajdan, Çağan Irmak’a ait film arşiviydi, hatta yakın arkadaşları bu dvd koleksiyonundan faydalanırmış.. Neden bilmem röportajın bu kısmı yönetmene karşı güven duymamı sağladı. Benim güvenimden ne olacak diye düşünmeyin, tabii ki yapımcı değilim ve Çağan Irmak’a film yönettirmeyeceğim ama artık sıkı takipçilerinden biri olacağım diye düşünmüştüm o günlerde.

Zaten onun işi bu diye bakanlar varsa hemen belirtmek isterim ki işlerinin ana konusu malzemeleri uzaktan yakından tanımayan o kadar çok yönetmen, şarkıcı, yapımcı gördüm ki bunu işaret etmekte haksız değilim….

Bu filmin benim de inandığım bir olgunun altını çizmesi bu günkü bu sayfanın başlık olmasının asıl sebebi… İyiler mutlaka ve mutlaka farkedilir, kazanır.
Hani ‘dere kenarındaki çalı ol istersen ama en iyi çalı’ misali…. Gönülden bağlanılmış, aşkla yapılmış herşey muhakkak emsalleri arasında kendini farkettiriyor, asıl amaç diğerlerinin arasında farkedilmek değil, yaşama, yaptığın çalışmayla ilişki kurduğun insanlarla olan iletişime anlam katmak.

O zaman insan daha doyumlu oluyor, nedenini bile anlamadan stres denen belalı durumdan daha uzak yaşamaya başlıyor. Herkes önemsenmek, onaylanmak ister. Her gün, her saat kelimelerle övgü, tebrik almasak bile, karşılaştığımız, duygu ya da meta alışverişinde bulunduğumuz insanların yanından pozitif enerji içeren yaklaşımlarla ayrıldığımızda, kaynağını bilmediğimiz, üzerinde düşünmediğimiz bir huzur sarar içimizi.

Bu işinin hakkını vermekten geçer, ifade ettiğimize duyduğumuz aşktan geçer. Yani, hangi mesleği yaparsak yapalım onu severek yapmaktan geçer. Meslek bile olması gerekmiyor, eve gelen dostları ağırlamak için hazırlanan sunumlar, pencere önü çiçeğini sulamak gibi sadece yapanı ilgilendirecek kadar kişisel hareketlerde bile inanarak, ruhunu anlayarak, kendini katarak yapılan herşey insana mutluluk olarak geri dönüyor, o an birebir karşılıklarının ne olduğu anlaşılamasa, gözle görülemese bile.

Babam ve Oğlum filmi, yukarıda anlattığım sebepten iyi bir örnek oldu. Gösterime girdiği haftalarda, karşısında reklamlarla pompalanan onca filme rağmen insanların kalbine dokunmayı başardı. Ben emeği geçen herkesin inançlarına, aşklarına, kendilerini tüm hücreleriyle yaptıkları işe katmalarına bağlıyorum, yanıldığımı da zannetmiyorum.

Ne yaparsanız yapın, aşkla yapın, mükafatını göreceksiniz, farkettiğiniz ya da farkedemediğiniz bir şekilde..

Aşkla kalın..

İskender IRMAK

Yazılardan Seçmeler

Yorum yapabilirsin

Yorumun

otel emlak in?aat tekstil Resources blogs Resources blogs Blogarama Resources Blogs gesundheit-entspannung Clicky Web Analytics Blog Toplist