Ben,hayat ve zaman makinam…
İskender Irmak
->
Evet benim için büyük gün yarın, büyük diyorum çünkü bir ilkin heyecanını yaşıyorum.Yaşım olmuş 28 hayat bir sıfır önde ilk yarıyı bitirdi ben taktik değiştirip hayata bir kazık atıp evlenmeye karar verdim.
Acaba nikah masasında neler hissedilir.Gerci kıza yarın teklif etmeyi düşünüyorum ya pazartesi sendrumundan da korkmuyor değilim yani.Doktorlar aşırı heyecanlanmanın insan vücudunda tahribat yaptığını söylediler mi?, söyledilerse biraz zor durumdayım demektir.
Her neyse, heyecanla yaşamaya, onunla boğuşmaya ve alt etmeye alışmışımdır artık… Daha doğrusu yarın bunu iyice anlayacağım.
Pazartesi akşamı, şarkılar dinlerken kontak kurabileceğim bir kafeye, herkesin duygu dökme arenası olacabileceği bir yere götürmeyi düşünüyorum… Birbirimize anlatacağımız çok şey olduğunu düşünüyorum. He o meşhur DİLEK ESEN’mi diyorsanız yok değil.Radyoculardan insana sevgili olmaz.Barlarda sabahlara kadar erkeklerle eğlenip siz aradığınızdada annesi size namus birifinki almak istemiyorsanız tabii… Ben bilirim neler cektiğimi.Boşverin gitsin.
Bu arada aklım fikrimi ona vericem.Güzel olacağından şüphem yok.
Açık söylüyorum heyecanlıyım, üstelik bu heyecanın bir gün tarihe karışıp hayal meyal hatırlanacağını bildiğimden de onu doyasıya yaşamak istiyorum… Zaten hayat dediğimiz nedir ki.. Biraz hayal.. Biraz umut… Biraz heyecan…Çokça da aşk.
Yalnızca heyecan duyguları sarmadı beni tabi ki… Merak… ya ona ne demeli…Aslında sizlerin hikâyelerinizi merak ediyorum… Nasıl aşık oluyor, nasıl seviniyor, nasıl üzülüyorsunuz ve daha neler neler.(Açıkçası bu bildiğimiz, başkalarının hayatını merak değil, yaşamsal ve duygusal farklılıklara karşı olan merak.)
Yorum ekleyebilirsiniz cekinmeden.Bu sebepten hikâyelerinizi yazar ya da anlatırken rumuz kullanabilirsiniz diyorum, yoksa kimsenin özel hayatını irdelemek değil amaç olan.
Artık yarın saatler akşamdan geceye dönüşürken ben bu heyecanla haşır neşirken siz nerede olacaksınız bilmiyorum ama şunu çok iyi biliyorum ki bu buluşma muhteşem olacak, olması gerektiği gibi.Dilek ne olucak evet yapacağım bende fazla bişey yok.Ben altı yıldır cok cekdim.Dikkat ettim yazılarım bir süre sonra başka insanların hayat hikayeleri haline gelmiş.Alıp biz bunları yaşadık diyorlar. Yok hiç kızmıyorum aksine bu dünyada bir aptal aşık ben değilmişim diye seviniyorum.Gerçi cokca rumuzlarla yazmıştım olsun.Hayat gercekten zor…
Bir yanda birbirlerini acımasızca hırpalayan insanlar, diğer yanda avuçlarımızın arasından kayıp gittiğinin farkında olamadığımız yaşamın kendisi…
Anladım ki her fırsatta, sık sık değinmem gerekecek. Dünyayı değiştirmeye tek başıma gücümün yeteceğine inancım olduğundan değil… hani şu deniz yıldızı hikayesi… sahile vuranlardan birinin denize atıldığında kurtarılma ihtimali…
Yazmayı seçtiğim zaman sadece yazmak istediğimi zannediyordum… alt nedenlerin farkında değildim. Sonra anladım ki yalnızca eğlenmek için değilmiş bu istek, anlatmak….içimden geçeni…hissettiklerimi….gözlemlediklerimi…olmasını istediklerimi anlatmak.
En önemlisi, anlatmak isterken ’benim dediğim doğru’ gibi bir yaklaşımım yoktu; buna bağlı tartışma platformlarına da kapalıydım doğal olarak.
Kim kendi doğrularını tartışmak ister ki… Bunca yıllık göz önünde yaptığım yorumlarda hep ‘ben böyle düşünüyorum’ gibi bir tavrım oldu… Hiç ‘böyle olması gerekir’ demedim…
Herkesin kendi yetiştiği şartlara, aileye, okullara, öğretmenlere, okuduğu gazete ve dergilere, dinlediği şarkılara, izlediği filmlere göre bir dünyası ve bu dünyadan diğer dünyalara açılan pencereleri olduğunu biliyordum..
Kimsenin kendi kurulmuş dünyasına zorla ve ısrarla girmek değildi niyetim… Tabii ki baktığım yöne bakan var mı, öğrenmek arzusundaydım… Herkes önemsenmek ve yalnız olmadığını bilmek ister, bu yaşamı daha yaşanabilir kılar….
Yazmaya başladığımda emin olun ki kaç kişi beraber aynı hayatı yaşıyoruz diye çok merak etmedim, çünkü ne herkesin bana benzemesi ne de benim herkese benzemem olmamalıydı kanıtlanan, benzer pencerelerden bakabiliyor olmamız yeterliydi benim için…
Yazmaktan ibaret değil hayat, bunun da farkındayım.
Oysa her türlü, kendi inandığı değerlere başkalarını sürüklemek isteyenlere dikkat çekmek istiyorum… Evrensel doğrular vardır, tartışılmaz… Dürüstlük, vicdan sahibi olmak vb…
Renkler var bir de insanların hayatında, şiirler var… Oturmak istedikleri evler, örtünmek istedikleri kıyafetler… Kimse bu keyfe dair şeyi niye seçtin diye sorgulanmaz ki, ancak yakınsa seçimleri seçimlerimize yakınında durmak ister, yakınında dururuz..
Gerek politik, gerek sanatsal, gerek ahlaki, gerekse de biçimsel kısacası yaşamsal…. Başka hayatlara tecavüz etmediği sürece bırakalım insanlar kendi seçimleriyle olmak istedikleri biçimde zaten bin türlü savaşlarla kuşatılmış dünyalarında yaşayıp dursunlar, kendilerine özgü giyinerek, gülerek, sevişerek, yürüyerek…
Varsa ruhumuzda adımlarına benzer adımlar eşlik eder, benzer yollarda, gelecek yıllara doğru yol alırız… Uzaksak gördükleri rüyadan başka yataklarda uykulara dalarız.
Yoksa biri size hayalleriniz özgün olamaz mı dedi ! ? Hala bu yazıları benim yazdığıma inanmayanlar var… O takıntılılara da benim yapacak bir şeyim kalmadı.. herkes inanmak istediğine inanıyor…devam etsinler.. Onlar acaba mı diye sorarlarken ben inananlarla ilişki halinde oluyor olacağım.Dün güzel bir dvd seyrettim.
Aslında pek yeni değil, sinemada birkaç yıl önce izlemiştim ama DVD olarak tekrar izledim Zaman Makinesi’ni. 60 lı yıllarda ilk kez filmi yapılmış, yani bu, günümüz teknolojisi ile yeniden çekilmişi. Böyle bir konu içinde günümüz teknolojisi de gerekiyormuş hani.
Special efektleri gerçekten izlediklerimin en iyisi diyebilirim (yaratıklarla ilgili bölümler değil, zamanda yolculuğu simgeleyen bölümler için söylüyorum).
Filmin adından da anlaşılacağı gibi zamanda yolculukla ilgisi var, geleceğe dönüş filmleri gibi, beni saran ve sizlerle paylaşmak istememe neden olan kısmı; her şeyin aslında aynı anda olduğunu vurguladığı kısmı, yani bildiğiniz tüm tarih ve bundan sonra olacaklar hepsi aynı anda oluyor.
Düşünsenize tarih diye okuduğumuz her şey aslında yanı başımızda şu anda oluyor, neden bilmiyorum üzerinde hiç fazla düşünmeden bu fikre inandım, inanmakta hoşuma gitti.
Şu anda Atatürk cumhuriyeti kuruyor, Fatih İstanbul’u fethediyor, Pastör kuduz aşısını şimdi buldu, Kristof Kolomb Amerika’ya ayak basmak üzere, şu anda Neil Armstrong ayda yürüyor… harika bir durum bu.
Aynı yerde çok benzer bir duygu ile belli bir zaman aralığıyla (insanların yaşamı sistematik olarak daha kronolojik hale getirdiği saatler, buna bağlı olarak günler, haftalar aylar, yıllar gibi) tekrar bulunursam sanki arada o belirlenmiş simgelerle geçen süre hiç olmamış gibi gelir bana, sanırım sizinde böyle düşündüğünüz anlar olmuştur.
Mesele yaz mevsimi aynı yerde denize giriyorsanız arada geçip giden kış hiç yaşanmamış gibidir, o üşüme duygusunu hatırlayamazsınız. Belki dış etkenlerle insan ve çevresi değişime uğruyor ama özdeki duygu aynı…
Filmde vurgulanan temayı haklı çıkarmak için böyle düşündüğümü sanmıyorum çünkü yukarıda verdiğim örnekte olduğu gibi, yaz mevsimlerinde farklı yerlerde bile güneşin batışını izlersem, sanki dün kaldığım yerde gibi hissederim kendimi, arada olan biten hüzünlü yada neşeli ne varsa yoktur adeta, Birde bu aynı mekanda cereyan ediyorsa beni inandırmak için çok uğraşmak gerekir, video yada resim kayıtlarıyla bile gelinse karşıma neredeyse fotomontaj olduğunu iddia edecek düzeye gelebilirim. O olan biten neyse derin duygularla yaşamam çünkü, yüzeysel bir burukluk ya da tebessüm kaplar içimi, o ana ait dolu derin duygu hareketlerinden çok uzak…
Zaten hayat anlardan ibaretse niye hepsi aynı anda olmasın ki. Ben bunu daha önce yaşamıştım dediğimiz deja vu denen hadise anlar arasında kendi kozmik gidiş gelişlerimiz olabilir mi?
Fırsatınız olursa filmi izleyin ya da izlemeyin, fark etmez, ben kendimce her şey birden aynı anda oluyor fikrine sıcak baktığımı söyledim… Eğlenceli de geldi açıkçası… Umarım kafanızın karışmasına sebep olmam… Ben boğa burcuyum da… Zaman zaman, zamanlar ve boyutlar arası yolculuklarım olur, bütün bunlar size uzak kavramlarsa da hiç kafanızı karıştırmayın… “En güvenli yol bildiğin yol” diyenlerde var çünkü, “ne gerek var şimdi zamanda yolculuk yapmaya, Antalya’ya, Bodrum’a, Kars’a memleketide unutmayalım Malatya’ya yolculuk yapmak kayısı yemek varken diyenler de olabilir… Gerçi Dilek şimdi herkesi düşman etmiştir orda haberleri geliyor bana… Bizde gidecek yer cok..
Saygı duyuyorum efendim. Her nereye yapıyorsanız hayırlı yolculuklar dilerim sizede.Eyvallah…
İskender IRMAK