Biraz filmden biraz da ekose battaniyeli kızdan…
İskender Irmak
->
Bunlar nasıl duygular(Sevcan sana diyorum) okudukça dahada büğüleniyorum sanki beni anlatıyor her satırında bişeyler var benden acı, hüzün ihanet, mutluluk, aşk vs.hep kırgınlıklar yaşadım hayatta ,hep sonbaharlar ben içimdeki enayiliğe doyamadım galiba birkerede olumlu bakmak istiyorum neden hep acı taraflarından tadıyorum dünya denen nimetin ben bulamadım isterdimki sizin gibi biriyle oturup saatlerce konuşmak maske yok, yalan yok gerçek duygular ,hissedilenler. içim yanıyor acının denizinde boğuluyorum imdat duyan yok yoruldum artık kulaç atmaktan eğer birgün bu denizde soluğum kesilirse bilinki yokluğumun habercisidir.
Mevsimi sonbahardır sevdanın,adı ya hazandır ya hüzün gelip geçerken kapımızdan yaz aşkları,acısını bırakır sondahara,zaten aşk değer kazanmaz mı seni sensiz yaşadığımda….İnsan ancak çok aşklar ve acılarını çekerse bu kadar anlamlı şeyler dökebilir kaleminden.
Bu dünyada birşeylerin daha farkına vardım; sevmenin özlemenin ama başka şeylerinde; yalnızlığın ve en sonunda çaresizliğin, çaresizim nasılsa sevdiğim herşey günün birinde yok olacak bize verilen mutluluk bile sahte ve tıpkı hayatımız gibi ödünç biz insanoğlu bizim diyeceğimiz hiç bir şeye sahip olamayacağız asla ve sahiplendiğimiz herşey aslında birer yalan, yalan, yalan ve sorun bir kendinize, kendi kendini avutan kandıran başka bir varlık daha varmı şu dünyada, birşeyleri unutmak aslında birer sigorta unutamasaydık mezarlık sektörü çok gelişirdi herhalde bu dünyada, insanoğlu gerçekten mucize bir varlık inanılmaz.
Nerden bilmem resmini görünce geldi sanırım aklıma Ahmet Kaya’nın şarkısı yada bir dizinin en can alıcı melodisi: “vakit tamam seni terk ediyorum…Seninle bir bütün olabilirdik Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal Hoşçakal canımın içi, hoşçakal…” nasıl biter ve nasıl gider bir yürek nasıl kanarda belli etmez uzak bir anı ve kısa bir tebessüm oldun birden hatıralar geçti gözümden hızla.demek oluyormuş böyle anlar sadece içinde bir sızı hissediyormuş insan. gerisi boşlukk…eski bir arkadaş kullanırdı “boşluk” kelimesini küçüktüm o zaman anlamazdım boş olan bişeyin ne demek olduğunu. şimdi anlıyorum. kalbin içindeki o boşluğu artık biliyorum ve sanırım vakit tamam.
Aynı şehirde yaşamak, aynı havayı solumak, aynı güneşle uyanıp ayrı hayatları yaşamanın ne anlama geldiğini bilmek istemez kimse; haklı olarak. Sende istemezdin. Hatasından ders almamış küçük bir mahkuma verilen ceza yanında özne’de ödüyo işte faturayı, dışarıda olsa dahi nefes alıp verdiği her dakika da. Yokluğun madden en ağır ceza olduğunu başına vura vura öğrenirsin… Yetmez ki geçmişde kalan uzak ve hatta artık dışarıda kalmış hatıralar… Rüyalar, hayaller, yaşanılanlar bir yere kadar. Kanlı canlı karşında olmadıktan sonra. Yemeğe çalıştığın her lokma da silüteni kesmeye çalışırsın, kesmeye hasret kalmış kör bir bıçakla… Şarkılar sana söylenir, hızını alamaz savrulursun pilini bitirdiğin mekanik bir saatin içinde. Sabır türküleri okunsa da kulağına, bilirsin bunları halbuki ama içinde büyümeyen çocuğu bunu bilmez, bilemez. Sanırlarla yaşamaya alışmak, hayatı idame ettirmek, susuz akvaryumda sırtüstü yüzmekmiş meğer değil mi? Sadece eski bir çığlık kalmış geriye senden ve davetsizce gelen gizli telefon tacizleri.Aşka sevgiye inancım insanlara da güvenim kalmadı…kimi sevsem sonra yanıldığımı anlıyorum…ya da böyle kendimi teselli etmeye başlıyorum…ben artık kimseyi sevemiyorum sevmek de istemiyorum…benim şu temiz yüreğimi hak eden insan da yokmuş zaten bunu anladım…aşk sevgi hepsi yalan…eskiden insanlar nasıl yalan söyleyebiliyor diye düşünürdüm şimdi ise ne kadar rahat yalan söyleyebildiklerini biliyorum…
Öylesine… Canimi yakmadan ilk defa,gözyasi dökmeden hiç,oturmadan sabahlara kadar…Düsündüm!!! Ne çok yara aldigimi,benden götürdüklerini,geride kalan yasanmisliklari… Belkide hâlâ…neyse Her zerreme dasilmis,tüm benligimi kaplamis varligin…Zor da olsa,yorulsamda,içimdeki seni bitirme hevesindeyim simdilerde. Bana artik ruhsuz-duygusuz bakan gözlerini görmeseydim ve sen gitmeseydin…Ya da yitmeseydin hayallerimden bile… Belkide hâlâ…neyse Zaman herseyin ilaciymis,kanayan yaranin devasiymis ya…bu sözlere tutundum iste. Umutla dogan günes lazim bana,uykusuz geceler degil… şen kahkahalar yakisir bana,gözyasi degil… Belkide hâlâ…neyse Artik keskelere yer yok yeni dünyamda, Bundan böyle tüm keskeler sana yakisir,senin lûgatinda…!
Koş çocukluğuna özleminle koş rüzgara kardeş koş…saçların öyle bi dalgalansınki bütün hava saçının o güzelim kokusuyla nefes alsın,soluk soluğa kalsanda koş çünkü çocukluğuna özlemin var içinde bütün enerjin bundan geliyor unutma…ve hayat seni nekadar yıpratmış olursa olsun ona inat içindeki umutla koş güneş seni ısıtıyorsa dur bi nefes al bırak seni sıcaklığıyla kucaklasın,iyice bi dinlen içindeki bütün acıları,hüzünleri,umtsuzlukları sal çayıra,arkasındanda bakma…bırak gitsinler.bütün yorgunluğun aslında onlar ne zaman gülmeye kalksan seni durduran onlar,ne zaman umutlansan içindeki o umudu kıran onlar…güneşe bak nasılda sana gülümsüyor…belki onunda içinde ne acılar ne sevdalar ne umutlar gizli…ama hayata inat gülümsüyor sana içindeki belkide yorgun ama umutlu duygularla…sana seni bırakıyorum zaten hiç benim olmamış ki işte gidiyorum zaten hiç senin olmadımki birkez bile öpemedim koklayamadım ki….izin verde tüm karanlık sularımı aydınlatım belleğinde…sus ve dinle….gidiyorum işte…ömrümün bütün sana ayrılmış vakitlerini çalıyorum geçmişin tozlu sayfalarından…Sadece kendini gösteren ve sonra soğuklara bırakan kış güneşi gibi gidin hayatıma…bir vardın bir yoktun…ben sana o yüzden bir vardın bir yoktun desem yeridir….işte gdiyorum…bütün anıları alıyorum ve gidiyorum…Sen sevgili birkez olsun dinle…birkez olsun sus ve dinle…küçükken koluma dağladığım baş harfin kadar masum kalamadı sevgimiz…Dinle ve belkide biraz olsun utan…Sen var ya sen sevmesini bilmeyen aşk için deymeyen birisisin…güzel bir hayali gerçek sanmıştım özür dilerim…her gidişinde ayrı anlamlar yüklüyordun aşkımıza…bazen soruyorum “acaba?“ sonra yaptıklarını düşününce böyle olmalıydı diyorum evet dinle artık bittik bu senin için ne kadar önemli olur bilmiyorum…hani gitmek sözü ilk eğdiğinde dudaklarına nasılda şaşırtmıştın beni…sonra ağzından düşmedi ki…biliyordun seni ne kadar cok sevdiğimi…yanındayken bile özleminin ateşinde yandığımı…sesini duymadan bir günümün geçmiceğini…biliyordun ya gidersen yaşayamicagımı…işte bu yüzden gitmek elinde bir koz olmuştu senin…Hep söylediğim bir cümlemdi sana hatırlar mısın…“Ya hep kal benimle ya sözetme bu gidişlerden“ ama senın umrunda değildi…nasılda göremedim sevgili…kendimi bu denli küçük düşürdüğümü…benim zorlamamla bu ilişkinin yürüdüğünü…Seni seviyorum diye başlayan ama ile sevam eden cümlelerin vardı senin hatırlar mısın…“ sus ve dinle gidiyorum yazılacak kelimelerimi dahi haketmiyorsun…gidiyorum ve şunu çok iyi bil pişmanlığın denizinde boğulacaksın.
Dört okyanusun suyu mu daha çoktur, yoksa sizlerin inleye sızlaya sürdürdüğünüz bu yolculukta sevdiğiniz istediğiniz şeyleri elde edememek, sevmediğiniz istemediğiniz şeylerden kaçınamamak, istediğiniz şeylerin istediğiniz gibi olmaması, istemediğiniz şeylerin istemediğiniz biçimde olması yüzünden akıttığınız göz yaşları mi daha çoktur? Ananızı, babanızı yitirmek, kardeşlerinizi, kızınızı yitirmek, malinizi, mülkünüzü yitirmek… Bu uzun yolculukta tüm bunlara katlandınız ve dört okyanusun suyundan daha çok göz yaşı akıttınız.
Ekose battaniyeli aşkım,aslında öldü derken bendeki kendisini öldürdü.Yoksa halen bir radyo kanalında genel yayın yönetmenliği (Bana tercih ettiği kariyeri) işiyle halen meşgul.Halen o bar benim bu bar benim diye dolaşıp duruyor.İçki masasında erkeklere meze olup gidiyor,ondandır ki FAİŞE diyorum…uykudan firar etmiş gözlerinle ve sevmeye ürken kalbinle sayfalarca…saatlerce…ayrılık üstüne,ask üstüne,hayalinde büyüttüğün sevgilinin üstüne,acı üstüne yazıyordun.çünkü bir tek yazarken kendinden ve seni yargılayan acımasız sorularından kacabiliyordun.sen bir düştün,benim özlediğimde bile görmeye kıyamadığım bozulacağından korktuğum ,vazgeçmeyi de unutmayı da göze alamadığım bir düştün.yıllar sonra bile hatırlamaktan zevk alacağım. Yinede seviyorum.Herneyse…Bugün, yakın zamanda izlediğim eski tarihte çekilmiş bir filmden söz edeceğim. Orjinal adı “It’s a Wonderful Life”.. Ben Fransızca versiyonunu izledim, “Yaşam Güzeldir” diye isimlendirmişlerdi, büyük tesadüf ki bir gün sonra TRT 2 yayın akışında rastladım aynı filme, “Şahane Hayat” diye geçiyordu…
Dvd, vcd olarak mevcut her yerde.. İsmi değişik geçse de bazı yerlerde, şunu belirteyim ki, film siyah beyaz Amerikan yapımı, yönetmeni Frank Kapra, başrolünde de James Stewart var…Dikkat ettim benim sizlerle sanal ortamda (ki artık gerçek ortamımız oluyor) olabileceğim maksimum düzeyde buluşmamı sağlayan ve benden çok sizleri düşünerek yola çıkarak sitemizi en aktif ve iyi site olma yolunda ilerleten arkadaşlara hepimiz adına teşekkür ediyorum.
Belki klasik bir anlatım gibi olacak ama en doğrusu bu olduğu için ancak böyle tanımlayabilirim; sizin katılımınız olmasaydı yazdığım bütün yazılar belki de böylesine anlamlı olmayacaktı. Tüm bu yazılar,şiirler dahil olduğunuz için daha zevkli, daha güzel, daha heyecan verici.
Yanımda hissettiğim hepinize teşekkür ederim…
Zaten bu köşenin amacı sizinle sohbet etmek havasında kurgulanmak olduğundan içimden coşanı paylaşmak istedim.
Herşey beklediğinizden, tahmin edebileceğinizden daha iyi olsun…Bugünlerde biraz hastayım.Neyse hastalığın ağır seyrettiği bu gün eve hapsolduğumdan,arkadaşımın Fransa’dayken aldığı dvdlerden birini izleyeyim dedim (aranızda arkadaşımın Fransa’dan aldığı kısmına takılan varsa hemen açıklayayım… Burada fazla pratik yapamadığından, biraz olsun öğrendiği Fransız dilini unutmamak için oradan aldığı filmler yardımına koşuyormuş, orada her filmi Fransızca dublaj yapılmış olarak bulmak mümkün, üstelik klasiklerle ilgili de büyük bir arşiv var, demek ki neymiş… öylesine diye değil, öğrenmeye meyildenmiş)
Hani muhteşem anlar vardır, en umutsuz ya da karamsarken bir şarkı, bir şiir, bir haber kapınızı çalar ve etraftaki herşeyin rengi ve dokusu değişir ya bana bu filmi izlemek o muhteşem etkiyi yaşattı.. Öyle olağanüstü bir seyirlikten bahsetmiyorum, sadece sıcak çok sıcak bir filmdi bu… Hani sokakta çok üşüdükten sonra sıcak bir ortamda kahve yudumlamanın hissettirdiği gibi bir mutluluk (bu arada bir arkadaşım bana ekose battaniye ve onun altında uzanarak içeceğim kahvenin fincanını hediye etti, yağmurlu ya da karlı bir hava bekliyorum tatlarını çıkarmak için, iklim de inat mıdır nedir alabildiğine sıcak)
Konu da dağıldı… Film aslında çok bildik bir temayı, sahip olduğumuz yaşamın başlı başına bir mucize ve zenginlik olduğunu anlatıyor. Belki izlemek istersiniz diye hikâyeye fazla değinmek istemiyorum ve şu kadarını söyleyerek geçiyorum, nefes alıp verirken varlığımızdan binlerce şeyin nasıl etkilendiğini, üstelik iyi şeyler yapıyorsak iyiliğin nasıl büyüdüğü ve yakın uzak başkalarının da yaşamına katkılarımızla bu evrenin olmazsa olmazı olduğumuzu anlatan önemli bir tema var… Yani aslında büyük dişlinin küçük parçaları… Biri yoksa sistem farklı, çoğu zamanda kötü işleyebiliyor.
Ben bugün burada yaşamın içinde olduğunuz için sizi kutluyorum, mucize olduğunuz için, belki de farkında olmadan öylesine yaptığınız hareket sandığınız eylemlerle başkalarının hayatına kattığınız kazandırdığınız değerlerden ötürü sizlere bayıldığımı belirtmek istiyorum….
Kimbilir, belki bir gün bir yerde birine uzattığınız el, siz görmediniz ama binlerce ele uzandı, herşeyin bir sonrasını görmek mümkün değil, Edison ampulü buldu ama nerelerde kimlerin hayatına, ne boyutta neler kattı bilmiyor. Ben bir icat örnek verdim, en zahmetsiz uğraşsız olanı gülmek, evet evet sadece gülmek, nerelerde neyi değiştiriyor bir bilsek.
Evet sevgili mucizeler, yaşam şahane ya da hayat güzeldir, her nasıl tanımlanıyorsa tanımlansın yaşam bizlerle güzel, bizim ona kattığımız olumlu değerlerle güzel. Bir düşünün bakalım eğer siz hiç hayata gelmemiş olsaydınız kimlerinde hayatı değişecek, nelerden mahrum kalacaklardı, o zaman keşke hiç doğmasaydım der miydiniz?.. Hepinizin iyi karaktere sahip olduğunuzu düşünerek bunu böyle yazdım.Eyvallah sağlıcakla kalın…
Eylül 6th, 2007 at 09:10
İskender bey, yine güzel bir yazı…
Eğer yazılarım size birşeyler verebiliyorsa ne mutlu bana…
Ve size söylemek istediğim bir söz var:
‘Sizi ananız babanız elin kızı hayata küstürsün diye
dünyaya getirmedi… Bunun için sizi büyütmedi… Hata bizlerde belki verilmemesi gereken değeri verip
acı çeken taraf biz oluyoruz. Yani verdiğimiz değerle kendi değeri arasındaki farka satılıyoruz…
Bunlar için kendimizi hayata küstürmeye değmez… ‘
Ellerinize sağlık çok güzel bir yazıydı…
Haziran 6th, 2008 at 17:06
ölüm caresızlerın ısıdır