Duygu Gemisi…
Sevcan Elif Akbaş
->
Platonik bir aşk değil yaşadığım…
Sana yazılar döktüremiyorum. İçime verdiğin acılar, yaşattığın mutluluklar, seninle geçen günlerimi yazamıyorum şu kahrolası sayfalara…
Dökemiyorum içimi en hoyratından… Çok tuhaftır ki, seni düşününce duruyor kalemim. Aklım, beynim, yüreğim, sana odaklanıyor o an. Cümlelerim seni anlatmıyor. Mısralarım sana işlemiyor nedensizce. Tek beni kavuran sevgim oluyor o saatlerde…
Çektiğim özleme dalıyor gözlerim resimlere bakarak… Bir yalnızlık ki yakıp kavuruyor bedenimi… Dudaklarım kuruyor… Gözlerim seni arıyor… Yüzümde bir sebepsiz gülümseme beliriyor. Ve herkes susuyor… Sadece tebessümüm konuşuyor. Gözlerim konuşuyor…
Bir sevgi yaşıyorum… Damdan düşer gibi hayatıma giren bir sevgi… Bir bebekle kıyaslamaya kalktığımda emekliyor sevgimiz… Yakında konuşmaya başlayacak… Gülücükler saçıyor etrafa… Tam işte bu dediğimiz yerdeyiz… Yaşanmışlar geride, yaşananlar ardımızda, yaşayacaklarımız bilinmeden yaşıyoruz…
Ayırmak isteyenden küçük fahişeden koptuk… Hayatımızı kuruyoruz galiba… Kurmaya çalışıp, çırpınıyoruz belkide… Hayatın en acımasız yanıyla yaşadık bu sevgiyi… Dillerden, ellerden uzak sevdik hep birbirimizi…
*Sevmekte işte bu değilmidir? Karşındaki insanla herşeyini paylaşmak değil midir? Acı çektirmek, acı çekmek, mutluluk… Hangimiz acı çekmeden sevdiğimizi anladık?
Hangimiz kaybetmeden yanımızdakinin kıymetini bildik… Ayrılıklar olmasaydı onsuzluğun ne demek olduğunu nasıl anlardık? Sevgimizin sevgi olduğunu ne ispatlardı bize???
Onsuzken üşüyordum… İliklerime kadar titriyordum… Bana acı vermesine rağmen kalbim hala onunlaydı ve başkasına kapı açmıyordu… Sevgim için mücadele verdim… Kazandım!
Şimdilerde içime çektiğim hava mutluluk… Hüzün yok gözlerimde…
Ve mutluluk sinyallerimle gidiyorum son sürat…
*Yazılarım hep kendi dilimdenmiş gibi çıkar… Belki yaşadığım, belki yaşanmışlıklar üzerinedir kalemim… Çok mutluyken bile bir ayrılık hikayesi kondurabilir duygularım… Çok mutsuzkende mutluluğu ele alabilir hüznüm… Beni bir duygu gemisi olarak görün…*
Sevgilerimle,
ESKİ BİR TUZAK YENİ YIKILIŞLARIMDI TESADÜFLERİM..
Belki de yaşamak zorundaydım,geleceğe pay biçtiğim zamanlarıma
dair bütün olumsuzlukları…
Hiç yapmadığım bir şeyleri yaptırma çabasında olan
duygularımdı aslında Heykelin önünde yürürken taşları
hissetmemi sağlayan… Eski hüzünlerimi,yeni
tanımışlıklarımı ve anılarım arasında olan benlikleri
tekrar hatırlamak istercesine gülmüştüm bana bakan onca yüze..
yanlarına gidip bir kez olsun seslerini duymak istemiştim…
dakikalarca çabaladım tanışmak istediğim duygularımı yaşatmaya!
bir ben gitmek istedim yanlarına ama bitmemişti içimdeki
acıların hancılığı…durdurmuştu beni hiç olmadık yerden
gelen bir ses…dağılıştı,solmuştu,bütün olumluluklarıma dair
hislerim… Ağlamıştım,gömülmüştüm kendi iç kimliğimi
başkalarına yansıtmak istemezcesine…bir gün bitiyor,ayrılma
vakti çoktan geliyordu…beni evde bekleyen bir annem ve
yapılması gereken ödevler vardı…polinomlar,eşitsizlikler,
dokular,abbasiler,anlatmaya baglı edebi metinler…işte sadece
bunlardı dıştaki resmiyetin özgürlügü…ama yinede bunlarla
bitmiyordu bir günün dolma çabası…ayrılıklar,anlaşmazlıklar,
bazen de hıçkırıklardı bir günün maziye karışmasını saglayan…
susmuştum,gidiyordum bir daha Heykeli içimde hissetmeyecek
gibi kaçıyordum oradan…çünkü onlar benim kadar cesur
olamamıştı içteki kimliklerini yansıtacak kadar…..
son bir kere bakmıştım tanımak istedigim onca yüze….
gidişimle beraber! geride eskimiş bir gün,yıpratılmış
hisler bırakmıştım sadece o güne ait…
**son bir kere bakmıştım tanımak istedigim onca yüze….
gidişimle beraber! geride eskimiş bir gün,yıpratılmış
hisler bırakmıştım sadece o güne ait…**
Gerçekten öyle… Yıpratılmış hislerle, duygularla ve bir kişilikle bakıyorum belkide hayata…
Kendimle yaşıyorum yaşamam gerekenleri hiç yaşamıyor gii acıyı görünürcesine…
Hayat bir piyes… Hata affetmez…
Yorumunuz için teşekkürler…