Lost durumuna düşmeyelim…

İskender Irmak

Lost ingilizce asıllı bu kelime, bu günlerde Amerika’da türünün tüm örneklerini geride bırakmış bir dizi filmin adı.

    Bir uçak kazası sonucu, tuhaf olayların yaşandığı bilmedikleri bir adaya düşen 45-50 civarında kişinin hikayelerine tanık oluyoruz, ama öyle yüzeysel tanıklık filan değil, böyle derinlemesine psikolojik tahliller yapabilecek noktalara geliyoruz.

    Ben dizi film takip etmekte çok başarılı değilimdir, bir sonraki bölümü izlemek için bir hafta bekleyecek sabrı göstermenin de benim gibi sonuca odaklı birinin harcı olmadığını düşünüyorum. (Merak duygumla mı baş edemiyorum acaba?)

    Allahtan bir arkadaşım elinde bir grup DVD ile çıkageldiğinde tüm bir sezonun bölümlerini izleme şansım oldu. Üç günde bir sezonu (24 bölüm) bitirdim. (Merak edenler için hemen söylüyorum, DVD leri satılıyor ama henüz Türkçe altyazılı olanları yok, birkaç aya kadar çıkacağı söyleniyor, yeni sezon bölümleri de Digitürk’te Salı ve Pazar geceleri yayınlanmakta.)

    Bugün bu diziyle ilgili yazmamın sebebi senaryosu ile alakalı… Her biri başlı başına bir filmin konusu olacak kazazedelerin hikâyeleri öyle ustaca kurgulanmış ki, hem oyalanmanıza hem de hayal gücünüzü geliştirmenize neden oluyor. Başka bir bakış açısıyla, o adada ne olacaklarını bilmeden yaşama mücadelesi veren insanları sanki BBG evi izler gibi izliyorsunuz; konunun içinde bazı fantastik öğeler olsa da, yok bu kadarı saçma demenize fırsat kalmadan enteresan gerçeklerle dizinin kahramanlarının gerçekten o adada olduğuna inanmaya başlıyorsunuz.

Hatta aralarında tuttuklarınız bile oluyor. Hani diyorum ki, yapımcılar dizinin altına hangi kahraman adada kalsın ya da elensin gibi bir yarışma yapsalar sms ler yağabilir, kimse, bu film yahu kim giderse gitsin, kim kalırsa kalsın tavrında kalamaz sanıyorum.

    Asıl üzerinde durulmak istenen kader olgusu mu bilemiyorum (ancak sonunda tam anlamıyla anlayacağız) ama kıyıdan köşeden kader bayağı sorgulanıyor, kahramanların adaya düşmeden önce yaşadıkları, düşen uçağa hangi sebeplerden ve ne koşullarda bindiklerine bakılırsa tesadüflerin insanı nasılda yönlendirdiği açık seçik görülüyor.

    Bugün karşılaştığımız biri, aynı asansöre binip de selamlaşmadığımız mesela, yarın akrabalarımızdan biri olabilir mi olabilir, ne bileyim kuzenimizle evlenebilir ya da aynı dişçi bekleme salonunda yan yana saatlerce oturup da sadece selamlaştığımız biriyle başka şartlarda (ev değiştirdiğimizde kapı komşumuz olması gibi) en yakın arkadaş olabiliriz… sıra kavgası yaptığımız biriyle aynı uçakta yan yana koltuklara tesadüf edebiliriz, yaptığımız kavgayı düşündükçe de bu yolculuğa ve tesadüfe lanetler yağdırabiliriz…..
Pekiiiiii ya !
Ya uçak düşerde kurtulursak ve o antipati duygularıyla dolu olduğumuz kişi neredeyse dayanacağımız tek kişi olma durumuna gelirse ?

    Yukarıdaki örneklerin hiçbiri dizide yok, yani diziyi anlatmadım ama benzeri durumlar var hem de iç içe, hem de çok… Yani rastladığımız insanlara galiba dikkat etmemiz gerekiyor, nerede ve nasıl karşımıza çıkacaklarını bilmediğimiz için… LOST durumuna düşmeyelim hani… Bu arada yeni aldığım kararlardan biri aşk defterini kapattım.Seçil iyiki varsın bu kötü günlerimde, sağol.Eyvalah hepinize… 

Yazılardan Seçmeler

3 Yorum

MuratAğustos 21st, 2007 at 09:31

İskender Bey;
Öncelikle Lost’ u kurguladığınız için teşekkürler. Şu anda DVD ler halinde 3 sezoun satışta ve
Türkçe altyazılı bir şekilde.
2010 yılına kadar kontratı sürecek olan diziye alternatif olarak yanlış telafuz etmiyorsam
“Prison Break” ve biraz daha mistik olarak “HEROES” u önerebilirim.

Sizinle aynı fikirdeyim. Kader olgusunu sorguluyor fakat insanların hep ikinci bir şansı olduğunu
ve oradaki insanların da ikinci şanslarıyla yeni bir hayata başladığını görüyoruz.

Geçmişleri hep adım atarken onları perçinleyen konular. Her birinin geçmişini anlatan ar kısımlar
aslında orada neden bunu yaptıklarını açıklıyor bence.

Yani garip bir kader olgusunun dışında, insanların geçmişleri ne olursa olsun;
“Bazen öyle bir an gelip te” “ikinci bir şans” a ne kadar ihtiyaç duyduklarını,
NE kadar ikinci şansa “Dört elle” sarıldıklarını da işliyor.

Tabi ki bu benim düşüncem.

Yazınınız için teşekkürler tekrardan.

adminAğustos 21st, 2007 at 10:06

Yinede çoğunun ikinci şansını büyük ihtimalle tepeceklerini düşündüğüm dizi, bölümler ilerledikçe geçmişte yaptıkları hataların ve saçma gururlarının pençesinden 3 sezon geçmiş olmasına rağmen hala kurtulamamış olmaları beni bu düşünceye sürüklüyor.

MuratAğustos 21st, 2007 at 15:13

2010 a kadar sözleşmeleri var. Bence baya dolaşacaklar daha o adaların etrafında :)
istersen kurtulup kurtulmadıklarını anlatmayalım izlemeyenler de olabilir.

Yorum yapabilirsin

Yorumun

otel emlak in?aat tekstil Resources blogs Resources blogs Blogarama Resources Blogs gesundheit-entspannung Clicky Web Analytics Blog Toplist