Mafya Babası ile Sadık Tetikçi

Onur

Duyguların çelişkilerle dolu insanı çığırından çıkaracak dünyasından hepimize bir pay düşüyor. Bazen sade bir mutluluk, bazen sınırsız arzu, bazen de tarifsiz saf nefret. Bilincimizin bize oynadığı bu oyunda bedenin rolü nedir? Galiba çok da önemli bir rolü yok. Sadece güçlü bir mafya babasının harika iş çıkaran tetikçisi…

İnsanların kimilerinin iradeleri zayıf olup kimilerinin güçlü olması gibi, irademizde kendi içinde güçlü ve zayıf yanlara sahip. Hayatın en net rengi olan zıtlık yine sahnede karşımızda duruyor. İrademiz izin vermediği sürece bu zıtlığın hep güçlü yönlerini gösterdiğimizi sanırız. Duygulara gem vurma, yalan üzerine kurulu bir gerçekliği yaşamak veya bunlara benzer şeyler. Sonuçta duygularımızı her ne kadar bedenimiz yoluyla engellediğimiz zannetsek de tepkimede aktif rolü maalesef bedenimiz oynamıyor. Duygusal algılarımızı temelde beynimizde birer elektriksel etkileşim olarak görsek de bu yine bize zaafın var olduğu noktamızı sakladığımızı hatırlatıyor. Bilinç, etkileşimde gör ardı edilebiliyor. Sorunlu zamanlarımızda bilinç altımızda ki problemler bizi oldukça ilgilendirirken ve çözümü onlarda ararken, işler iyi gidiyor gibi gözükürken bilincimizi geriye itip kontrolü ele geçiren başka bir otoritenin varlığını öngörüyoruz. Tabi bu bir döngü halinde devam edip gidiyor. Mesele şu ki hayatımızda her kararımızı kendimizin verdiğini düşünüyor, her seçimi bağımsız gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz ancak bunların arkasındaki sebepleri irdelemekten ziyade devamında ki sonuçlar bizi ilgilendiriyor. İşte burada da zaafın saklanması yine devreye giriyor. Sistematik içerisinde boşta kalan yerleri sorgulamadan kendimize mal edip sorunları göz ardı ediveriyoruz. Halbuki olay bambaşka olabilir.

Bir an için kendimizi paranoyaklaştıralım. Seçimlerimizi yaparken sağduyu dediğimiz bize içimizde en iyi olasılığı seçmemizi tembih eden yapının ardına bakalım. Sağ duyu dediğimiz şey karar verme anımızda bize doğru yolda ilerlediğimize dair güçlü bir güven duygusu aşılar. Bu duygu öylesine yoğundur ki, sanki bütün olasılıkları hesaplamış, bütün olacakları önceden bilirmişçesine bize karar verdirtir. Ancak unutmayalım ki doğduğumuz andan ölene kadar bedenimizin içinde sınırlı olduğumuz bölgede bizi etkileyen hormonlar var. Ve günümüzde olaylara karşı verdiğimiz bir çok tepkiyi hormonlara bağlayarak açıklayabiliyoruz. Bunlar söz konusu olduğunda denklemimizin içine yeni bir değişken daha dahil oluyor. Ve bu değişken çoğu zaman sonuçta bir numaralı etkiyi gösteriyor. Bu durumda eğer bedenimiz bu hormonları herhangi bir sistematik içinde etkiye karşı belirgin bir tepki olarak gösteriyorsa(ki iş bedenimize kalsa böle olacaktır) insan yaşamlarının karmaşık bir halde olmasından ziyade daha basit ve tekdüze olmasını bekler, sonuçları önceden kolaylıkla tahmin edebilirdik. Burada bedenin ötesinde bir başka değişkenin denkleme müdahale ettiğini bunu yaparken de bedenimizin bizim üzerimizde etkisini kullandığını öngörebiliriz. İşte paranoyaklaşmaya bu noktada başlıyoruz.

Bilincimiz bizi belli doğrultularda yönlendirir. Dağlık bir arazide kaybolmuş olduğumuzu farz edelim. Kaybolmanın verdiği panik, korku gibi duygular arasında yani bedenimizin oynadığı oyunun içerisinde en doğru kararı kendi irademizin verdiğini düşünürüz. Oysa ki olay tam tersine işler. İsteklerimizin ve arzularımızın tetiklediği bilincimiz kararı almamızı sağlar ardından bu kararın sağlanması için gerekli duygu paketini bedenimize gönderir. Sadık çalışan bedenimiz ise bu paketin karşılığı olan hormonları ve bizim o an hissetmemiz gereken şeyleri bize enjekte eder. Mafya babası kısacası işini tetikçisine havale eder. Bu da demek oluyor ki kararlarımızda yada istediklerimizi yaptığımızı düşündüğümüzde aslında işler bambaşka oluyor.

Bilincimizin ardında onu tetikleyen tutku, arzu gibi daha karmaşık kavramlar bize bir şeyleri istediğimizi ve onu birinci elden bedenimizin bir sonucu gibi hissetmemizi sağlar. Bunun ardında yatan sebepte en başında olduğu gibi zaaf olarak görebileceğimiz arzularımızı saklamaktan başka bir şey değildir. Son olarak bir alıntı ile yazıya son veriyorum.

Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.

Yazılardan Seçmeler

Yorum yapabilirsin

Yorumun

Editörlerimiz yorumlarınızı inceleyip onayladıktan sonra yorumlarınız görünür hale gelecektir. Fazla uzun sürmese gerek :)
otel emlak in?aat tekstil Resources blogs Resources blogs Blogarama Resources Blogs gesundheit-entspannung Clicky Web Analytics Blog Toplist TopOfBlogs Blog Directory