Ölen aşkımının yazılarından…

İskender Irmak

Sevcan’ının yazılarını okurken ölen aşkımı yazılarından yer vermek istedim.İşte o yazılardan…Sene 2002 aşk bahçem her zaman ki gibi hüzünlü ve kasvetli bir gece yarısı iş dönüşü açtım Radyo 7′yi  sevgili arkadaşım lakabı Gezgin, Ahmet Savaş’ın programı vardı, yarı uykulu yarı gözlerim açık uzandım aşk bahçemin çimenlerine. Gözyaşlarım yine her zaman ki gibi deli…

DİNLEMEYE BAŞLADIM PROGRAMI BİRDEN YİNE YENİDEN SADECE SANA SESLENECEĞİM DİYE BİR SES TOKAT GİBİ HIRÇIIN BİR DALGA GİBİ BIÇAK GİBİ HANÇER GİBİ KÖR BİR KURŞUN GİBİ ADRESİNİ BİLEREK YÜREĞİME YÜREĞİME DARBELER
İNDİRMEYE VURMAYA CANIMI YAKMAYA NEFESSİZ BIRAKMAYA ELİMİ KOLUMU KESMEYE KARABASAN GİBİ ÜZERİME ÇÖKMEYE BAŞLADI…
BU BİR DOĞUMDU AŞKIN NE OLDUĞUNU ANLAMAM İÇİN BU BİR SANCIYDI AŞKIN CENNETİ KAZANMAKTAN DAHA ZOR OLDUĞUNU…

DONDUM KALDIM HAREKETSİZDİM KIMILDAYAMADIM…

BU ŞİİRİ BEN YAZMIŞTIM SANKİ HER SÖZÜNDE HER HECESİNDE CÜMLESİNDE BEN VARDIM BENİM HAYATIM VARDI…
AŞK Kİ BEŞERİ AŞK OLMAKTAN ÇOKTAN İSTİFA ETMİŞTİ BENİM İÇİN SON İFLAS BAYRAĞINIDA ÇEKMİŞTİ…

BU ŞİİR BAMBAŞKA BİR ŞEYDE SAN Kİ BİR VAHİY SANKİ GAİPTEN BİR SES…

ALLAHIM!!! KENDİMİ BAŞKA BİR BOYUTTA BULDUM BEN DELİYDİM AMA MECAZİ ARTIK MECAZİLİKTEN ÇIKMAYA BAŞLADI BU

İŞ BAMBAŞKA BİR BOYUTTA BAMBAŞKA BİR KİMLİKTEYDİM…
ŞİİR BİTMİŞTİ BENDE BİTMİŞTİM BEBEK DOĞMUŞTU SANCILARIM SANRILARIM DİNLENMEYE KOYULMUŞTU…

SAAT SABAHIN 4 ÜNE GELİYOR İLK AŞK BAHÇESİNİN ISLAK ÇİMENLERİNE UZANAN O DELİ KIZ YORGUN BİTKİN KIRGIN VE KÜSKÜN KENDİ İÇİNE HAPİS O DELİ KIZ BAMBAŞKA BİRİYDİ ARTIK…

HEMEN TELEFONA SARILDIM ARKADAŞIM AHMET SAVAŞ’I ARADIM DEDİM AZ ÖNCE YAYINLADIĞIN ŞİİR KİME AİT KİMDİR BÖYLESİ MUAZZAM BİR DUYGUYU BANA BÖYLE BİR GECEDE APANSIZ ŞIRINGALAYAN…

ÖMER ÇELİK DEDİ SESLENDİREN SEYFULLAH KARTAL… SIR ALBÜMÜ BEYZA MÜZİKDEN ÇIKTI PİYASAYA…
LÜTFEN DEDİM BİR DAHA YAYINLA FORMATA AYKIRI DEDİM LÜTFEN BİR DEFA DAHA DEDİ PEKİ OLUR SENİN İÇİN OLUR ZATEN SABAH OLMAK ÜZERE YÖNETİM UYKUDA… EVET, BİR DAHA DİNLEDİM HEMEN KAYDETTİM…

O GÜN BUGÜN BU UZUN ŞİİR DİMAĞIMDA…

MAVİ ÖLÜM
Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Senin kim olduğunu en çok bilerek
İsyankâr zambakların çılgın nilüferlerin
Dörtnala açan kiraz çiçeklerinin
Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
Sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana

………..

Sana oklardan değil yaylardan bahsedeceğim
Gülün dikeninden değil
Gülleri ve dikenleri doğurmaktan yorulmayacağım
Topraktan söz açacağım

Akan su gelmeyecek kelimelerime

Suyu şefkatle kucaklayan damlaları dinlendireceğim

Yine sana sesleneceğim
Senin kim olduğunu hiç bilmeden

Bilmek istemeden
Alaattin’in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi
Ve ne dilersem dilememi isteseydi
Hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim
Bir şeyden vazgeçmek isterdim sadece
Hayatta bir şeyden vazgeçmek lütfedilseydi
Bedeli her şeyim olsa bile
sana seslenmekten vazgeçmek isterdim
Garip değil mi sana seslenmekten vazgeçtiğimi
Bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de
Oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm şu dünyadaki
Tek geride kalmış hesap benim için
Bu dünyadaki tek yük
Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek
Kürek mahkûmu için kürek neyse
Benim için de sana seslenmek o
Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu
Öbür yandan bileklerimden sızan kanların
Gönlümü işgale yönlendiği bir rotanın can suyu
Oysa ben sana kürekten değil gemiden bahsetmek isterdim
Atalarım bana kadınlara gökyüzünü
Gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler
Sen kürekleri yağlı urganları
Geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun
Sana ellerimle dokunarak gözlerimle okşayarak
Göstermek istedim
Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri
Ama senin vaktin yoktu
Ben bunu hiç anlayamadım
Kavmimin kadınları bana öğretmediler ki
Bazı kadınların beyaz apoletlerden daha çok
Siyah apoletleri sevebileceğini
Sana sesleniyorum
Ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarına
Toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor
Kürekleri bırakamıyorum
Önce yücelttiğin sonra terk ettiğin aşkın onuru için
Kalemi bir an elimden düşürmüyorum
Ankara Kalesi’nin önünde
Sana sesleniyorum
Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin
Seni cennetin kapısına kadar götürürdüm
Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı
Cehennemle konuşur Seni ona anlatabilirdim
Oysa sen ne cenneti isteyebilecek kadar “aşk” oldun
Ne de cehennemi isteyebilecek kadar “ayrılık”!
Seviyorum seni ama dedin
Hoşça kal diye ekledin

Şimdi gitmeye mecburum.

Belki yine gelirim, umarım gelirim.
Son söz oldu.
Cennet ve cehennemin dillerini
Savaş naralarını ve aşk şiirlerini
Gazelleri ve boleroları öğreten atalarım
Senin sözlerinin anlamını öğretmediler
Hiçbir şey söylemeden gittin
Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim
Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana
Ve kalemimle ilk defa yavan gözlerle baktın
Yine, yeniden, sadece sana sesleneceğim…

Müebbet bir aşk dışında
Bildiğim tüm duygularımı terk edeceğim

Sana sesleneceğim yine
Seni sadece kuru bir sevgiyle değil
Derin bir hüzünle binlerce yıllık bir gururla
Ve pervasız bir öfke ile sevdiğimi duyuyor musun
Mütevazı bir sevgiyle değil,

Küstah bir aşkla sevdim seni…

Ben Osmanlı gibi
Kollarımın yetişmediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken
Ölen köprülerin ülkesindeki Venedik’teki son sancağı
Kışın üşümemek için şal yaptın kendine

Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde.
Gün geçtikçe eksilir demiştim oysa.
Atalarımın öğrettiklerine de ters düşse de.
Sana inanırım bilirsin.
“zaman geçtikçe eksilir” demiştin.

Niye daha derinleşiyor öyleyse.
Derinleşiyor özlemin.
Ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları.
Coşturuyor ayrılık sözlerin
Öfkelerimin kararlılığını
Aşka katık ederek konuşacağım
Bedenim bu dünyayı terk edene kadar
Öyle sanıyorum ki
Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için
Benden uzun yaşayacaksın
Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne
Onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin
küstah bir askla seveceğim seni…
Ben savaş ve ölümle haşir neşir olan

Kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edceğim

Ömrün geri kalınında
Sana sesleneceğim yine

Ben seni Beyrut gibi sevdim ama

Sana ne Mağribi ne de Manhattan’ı anlatamadım

Bağdat ve Şam’ı işgale yeltenmişken
Venedik! Ten gelen ihanet tarumar etti ordularımı
Sarı bir keder, kızıl bir kibir ve siyah bir isyanla konuşacağım sana…
Senin kim olduğunu hiç bilmeden!
Ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
Senin kim olduğunu en çok bilerek
Kavmimin bana vaat ettiği tüm aşkları terk edeceğim
Müebbet bir aşk, Sarı bir hüzün
Kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım
Bu dünyayı terk etme müjdesi gelene kadar
Hüznü, gurur ve öfkeyi bilseydin keşke…
Hüznün beni aşan taşkınlığını
Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını
Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını
Anlayabilseydin
Anlatabilirdim sana

Seninle yaşanan bir aşktan sonra
Ayrılığın ölüm bile olsa
“mavi bir ölüm” bir ölüm olacağını…

ÖMER ÇELİK

Bu da bir başka yazısı…Canım sıkkındı, akşam boyunca en tenha sokaklarını dolaştım şehrin bir başıma, ıslık çalarak yapmadığım, yapmayı kendime yakıştıramadığım bir sürü eylemim oldu… Çimenleri çiğnedim yeni sulanmışmış, çamur oldu ayaklarım kızdım, küfrettim, tekmeledim… Çöp bidonlarını devirdim top yaptım boş kutuları zıpladım ağaç dallarına silleledim, trafik levhalarını başıboş gezen köpekleri taşladım, sıvası dökülmüş, tinerci mekânı binanın duvarına işedim…

Neee’ diye çıkıştım görenlere türkü söyleyerek geçtim sokakları sileceklerini kopardım arabaların tüm zillerine bastım apartmanın ‘kim o’ diye seslenip kapılarını açanlara görünmeden girdim içeri muzipliğin keyiflendireceğini sanmıştım… Canım sıkkındı sonuna kadar açtım müziği gecenin yarısında dinlemiyordum telefonlarını çaldırdım rehberimdekilerin iskambil falı baktım defalarca çıkmadı hiçbiri kızdım ne varsa çıkardım üstümde traş oldum keçi sakalı bırakarak firar etti uykum uyuyakalmışım televizyonun karşısında ne akşamdan kalması ya, yıllardan kalmayım! Canım sıkkındı uyanınca geçer dedim koltuğu yakmış sigaram unutmuşum kahve taşmış ocak sönmüş gaz kokmuş ev açtım tüm pencereleri uçuşuverdi tüm perdeler efil efil perde olmak istedim, hafif, uçarcasına nanik yaptı ağaçlar dallarıyla… Canım sıkkındı… Biri koyu, biri açık renk çorap giymişim ayaklarıma, sahilde buldum kendimi… İki simit aldım biri kendime biri martılara satın aldım balıkçının tuttuğu bir kova balığı canlıydılar hepsini denize attım şaşkın şaşkın baktı yüzüme balıkçı, aldırmadım uzak bir semt otobüsüne binmişim hamile kadınlara, yaşlılara yer vermedim uyur gibi yaparak, dışarıya baktım hep camdan ve inmeden otobüsten döndüm geri… Canım sıkkındı söylemedim saatin kaç olduğunu soranlara paralarını kaptım kör dilencinin mendilindeki oysa sen bilirsin, tanırsın beni ben bile şaşırdım bana anladım bir şeyler eksik galiba…

Sen de yoksun yok yok..

Kesin bir şey eksik sen yoksun…
Yine akşam oldu…
Adını koydum can sıkıntımın…

SEN YOKSUN!!!

Not:Yaşamım boyunca ondan başkasını sevmiyeceğim.Cöplüğe atılmış boş konserve kutusunun üzerindeki yazılar hiç bir mana ifade etmezmiş…

Yazılardan Seçmeler

4 Yorum

Murat ÖZPAMUKEylül 4th, 2007 at 21:41

Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Senin kim olduğunu en çok bilerek
İsyankâr zambakların çılgın nilüferlerin
Dörtnala açan kiraz çiçeklerinin
Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
Sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana ….

İskender Bey. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Özellikle Ömer ÇELİK’ in Mavi ÖLÜM! ü tepeden tırnağa hissettirdi her hecesini…

Yüreğinize kaleminize sağlık …

Sevcan Elif AkbaşEylül 5th, 2007 at 09:46

*Seviyorum seni ama dedin
Hoşça kal diye ekledin

Şimdi gitmeye mecburum.

Belki yine gelirim, umarım gelirim.*

Bu söz kadar etkilendiğim ikinci bir mısra olmadı.. İliğime kadar işledi çok kötü oldum.
İskender bey hayat hikayelerimiz mi çok benziyor yoksa aynı şeyleri mi yaşadık bilmiyorum.
Şimdi yazılarımı okuduğunuzda hissettiklerinizi çok iyi anlıyorum…
Kaleminize, yüreğinize sağlık..
Sevgiyle kalın

yaseminmagAralık 12th, 2007 at 00:19

Hayran oldum yazılarınıza, sanki sözlerin içinde biryerlerde biri benide anlatıyordu ,yüreğinize sağlık

LEVENT CEYHANMart 20th, 2008 at 19:20

benım kultur sevıyem ınanın sızınkınden dusuktur ama bu sozler benım duygularım benım.sız hırsızsınız.ama cok ii bı hırsızsınız .gonlunuze duygularınıza saglık.murekebınız bıtsın ama duygular bıtmesın yasam bıtmesın huzur baslasın mutluluk dolsun her anınız

Yorum yapabilirsin

Yorumun

otel emlak in?aat tekstil Resources blogs Resources blogs Blogarama Resources Blogs gesundheit-entspannung Clicky Web Analytics Blog Toplist